Fotoğrafın duayeni Ersin Alok ile Muhalif’e özel

Muhalif. Özel / Gülru Çongar Gezen

Ersin Alok; uzun boyu, dimdik duruşu, fötr şapkası ve bir dönem karesini hatırlatır şıklığı ile girdi Muhalif binasına. Yaşına değinmeyeceğim çünkü asla tahmin edilemez. Tam bir beyefendi, bilgisi ise deniz derya... Kendisiyle kısıtlı zaman diliminde görüşebildik ve izniyle kayıt aldık. İşte Ersin Alok ile sohbetten notlar…

19(1).png


-Maceracı ruhunuzdan söz ediyor hakkınızdaki haberler ama eğitiminiz Psikoloji üzerine…

“Hayatta her şeyin bir karşılığı var, eğer onu okumasını ve yaşamasını biliyorsan güzel”

Ersin Alok:
Madem konuyu açtınız, o zaman macera kısmıyla başlayalım. Evet yaptıklarım maceraperestlik olarak görünebilir ama ben bu işe o niyetle başlamadım. Psikolojide önemli olaylardan biri insanı tanımaktır, ancak psikolojiyi insanı tanımayla sınırlandırmamak gerekir. Şuradaki ağaçtan, canlı bir kediden, dağlara kadar olan her konuda, insana yansıyan her konunun psikolojik bir yapısı vardır. Doktoramı resim analizleri konusunda yaptım. 1953 yılından itibaren resim yaparım ama bana yetmemeye başladı. Daha çağdaş bir alete ihtiyacım vardı. Ve işte ucundan da olsa fotoğraf hayatıma böyle girdi.

02.jpg


“Lape’de 10 sene çalıştım”

Benim her sergim, her konferansım ve kitabım mutlaka bir konuyu anlatır. Konferans bir bilginin bir görüş ile aktarılmasıdır. Eğer siz bunu yapmıyorsanız ve bilgi aktarmıyorsanız anlattığınız şeyin bir anlamı olmaz çünkü toplumdan size bir yanıt gelmez. Ben yanıt gelmeyecek bir konunun önünde olmak istemiyorum. Dolayısıyla eğer insanlar toplumla kendi aralarında bir köprü kurarak yaşayacaklarsa o yaşamda sizden de topluma akış olmalı. Herkes işini iyi yapmalı. Hangi iş olursa iyi yapılmalı.

Araştırma konularıma çok özen gösteririm. 1956’da benim bir hocam vardı Profesör Muaffak Uyanık Bey, pedagog ve prehistorya uzmanı. Beni Ankara’da Hüseyin Gazi dağına hafta sonu kampına davet etti. Ve bu benim hayatımın dönüm noktalarından biri oldu. Gittiğimiz yerde Prof. Dr. Kurt Turnovsky ile tanıştım. Profesör elinde bir kamera ile her şeyi çekiyordu.

Her şeyin fotoğrafı nasıl çekilebilir?

Aradan birkaç hafta geçti ve biz dağda eğitimler almaya devam ediyoruz. Bu arada profesöre neden her şeyin fotoğrafını çektiğini sordum, yanıtını asla unutmam; görebildiğim her şey bir varlık ve ben onları tanımak istiyorum, hatırlamak için de fotoğraf çekiyorum dedi. Pek bir şey anlamasam da babamdan bir fotoğraf makinası istedim. Onun çektiği yerlerden fotoğraf çekmeye başladım ama yine tam olarak ne demek istediğini anlayamadım. Dr. Turnovsky dünyanın sayılı jeologlarından biriydi, Maden Tetkik Arama Enstitüsü onu davet etmişti ve maden arıyordu. Jeolojiyle bir ilgim olmadı ama merakımı cezbetmişti bir kere.

04.jpg


Semboller ve Psikoloji

Ve bu merak beni sembollere kadar götürdü. Muaffak Uyanık Bey’in araştırmaları için de semboller çok önemliydi. En önemli kaynaklar Asya ve Anadolu zinciridir. Anadolu 33 kültürü üzerinde barındırdığı için gördüğümüz semboller, kişiye, kültüre, klana özgü ya da ortak, benzerlik gösteren olarak sınıflanmaya başladı. Bu beni psikoloji açısından da etkiledi. Akıl hastalarına yaptırdığımız resimlerin içerisindeki sembolik ifadeleri araştırmaya başladık. İşte bugüne kadar sembolleri arayarak geldik. Bu hafta itibariyle biten son kitabımın adı “Anadolu Kaya Üstü Resimleri ve Dünya Örnekleriyle Karşılaştırılması”.

50’li yıllarda fotoğraf çekmek;

03.jpg


“Yeni Zellanda ve Güney Kutbu hariç her yerde deklanşöre bastım”

Bugün de maliyetli hele o zamanlar, evde tuvaleti gece 12’den sonra kapatırdım. Yıkamak, basmak sabaha kadar sürüyordu. Gece tuvalet kullanılması gerektiği durumlar oluyordu tabi ve o apayrı bir telaş yaratırdı. Yaşamın içinde olması gerekenler yaşandı o zaman, bugün de aynısı olmuyor mu?

“Ne çekmek istiyorsanız ona göre seçim yapacaksınız”

Ben yalnızca Nikon kullanırım. Her makinanın özelliği farklı, dolayısıyla makinayı çizen mühendislerin de gayeleri var. Nikon; emdiği renkleri normalinin 1.5 katında emer, renk ayrımındaki keskin çizgiler en büyük özelliğidir. Kırmızı ile mavinin arasında, sarıyla kırmızının arasında keskin bir çizgi vardır. Canon o keskin çizgiyi kullanmaz. Canon makina ile çekilen işlerde daha yumuşak bir görüntü vardır.

Ne çekmek istiyorsanız ona göre seçim yapacaksınız. Mesela kitap kapağı yapacaksanız, çektiğiniz fotoğrafın baskıya hazırlanması için geçen bölümler var. 4 ana rengin ayrılması gerekiyor. 4 ana renk sarı, mavi, kırmızı ve siyahla ayrılacak ama öncesinde bu işi makinenin yapması gerek, sonra siz onu artırabilir, çeşitli işler yapabilirsiniz. Ben fotoğrafı paylaşmak için çeken biriyim. Kendime saklamak için fotoğraf makinasını elime almadım. Ben bir konunun arkasında koşuyorum ve makine bana anlatma konusunda yardımcı oluyor. Üstüne düşündüklerimi, bildiklerimi, ifade edilmiş ya da edilecek olan şeyleri ekleyeceğim ama ispat aletim fotoğraf makinam.

“Eski eğitim sistemi sürseydi ne olurdu bilemiyoruz”

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Akademisi’nde Türk Fotoğraf Enstitüsü’nün kurucularından biriyim, orada amaca yönelik fotoğraf dersleri veriyorum. Gümüşsuyu İTÜ’de de mimari fotoğraf dersleri veriyorum. Dolayısıyla eğitim sisteminin akış temposunu biliyorum. Türkiye’nin bir Amerikanlaşma zamanı var. Yani talebeye konu verirsiniz araştır gel dersiniz bu bir Amerikan dizaynıdır. 1968’den itibaren Türkiye’de eğitim sistemi araştırı ve araştırıyı yapanlardan gelenler birleştirerek yeni bir ders dizaynına dönüştü. Bu tabi ki eğitimi etkiledi. Bunu güzel ya da çirkin olarak adlandıramayız çünkü öte tarafı yok. Eski eğitim sistemi sürseydi ne olurdu bilemiyoruz. Ama son yıllarda, bir konuyu anlatıyorsunuz ve mesela diyorsunuz ki kubbe fotoğrafı istiyorum. İstanbul’da çok mümkün bu talep. Kubbenin nasıl çekileceğini de anlatıyoruz. Haftaya istiyorum bana kubbe fotoğrafı getirin diyorum ve getiriyorlar ama kubbe fotoğrafı bir türlü tutmuyor. Koyuyoruz bir araya bakıyoruz, neden olmuyor?

01.jpg


“Mimari çekime uygun objektifin ücreti 18 bin dolar”

Mimari fotoğrafta 1. konu proporsiyonun bozulmamış olmasıdır. Bunu yapacak en önemli şey makinadır ve mimari objektif kullanımıdır. Bugün talebelerden böyle bir şey isteyemiyoruz. Böyle bir objektifin ücreti 18 bin dolar, objektifi kullanabileceğiniz makina da 100 bin TL olmuştur. Yetiştirdiğiniz talebe size cep telefonuyla fotoğraf çekip getiriyor. Telefonu iyidir kötüdür ama öğrencinin sınırı, yani parası bu kadar. Asıl tehlike; öğrencilerin mesleki hayata çıktıklarında dünya mimarlarından geri kalması oluyor. Süreç başladı.

Cumhuriyetin ardından ülkede üniversite hocaları yok. Öte yandan Hitler Yahudileri yok etmeye çalışıyor. Atatürk Hitlere yazı yazıyor ve talep ediyor, 150 akademisyen Türkiye’ye gönderiliyor. Atatürk’ün Türkiye’ye gelenlerden tek talebi var, 3 sene sonra verecekleri dersi Türkçe vermeleri. Ben bu ekipten bir kişiyi tanıdım. Coswic, kuş bilimi dalında dünyanın en ünlülerinden biri, Manyas Kuş Cenneti’ni KUŞ CENNETİ yapan kişi. Onun için de fotoğraf çektim.

Her kültür bir şekilde beslenmeli, biraz kötü bir tabir olacak ama beslemek yetmiyor, beslediğiniz her ne ise onu satmanız gerekiyor. Eğer satmazsanız beslenemiyor. Varlığını sürdürmek için dünya piyasasında olmalı. Tabi ki Türkiye çok büyük adımlar da attı ama eğitimde durum budur.

“Babam ülkenin ilk 6 pilotundan biri”

İstanbulluyum. Efendim benim babam Türkiye’nin ilk pilotlarından. İstiklal savaşında Trikupis’i esir alıp silahını Atatürk’e teslim eden subay. Atatürk bundan 10 gün sonra babamla beraber 6 kişiyi çağırıyor ve tayyarecilik teklif ediyor. Derhal yarın Fransa’ya yollanıyorlar. Önce Paris’te dil öğreniyorlar ardından Marsilya’da uçakçılık öğreniyorlar ve 4 sene sonra Türkiye’ye dönüyorlar.

“Annemle babamın tanışması… Büyük olay”

Annem Sadrazam Tevfik Paşa’nın kızı. Sainte Pulcherie’de okuyor. Babam da Paris’ten Çorlu’ya 1 haftalık uçuş ile geliyor, o zamanın uçakları için bez uçak deniyor. Babam İstanbul’da KüçükParmakkapı sokakta (annemin okulunun tam karşısında) bir pansiyona yerleşiyor. Okulun kapısında, sonraları annem olacak o kızı görüyor ve Fransızca mektup yazıyor. Pansiyon sahibi aracılığı ile mektuba gelen yanıtta annem buluşma teklif ediyor ve Cercle d'orient’a gidiyorlar. Bugünü bilemem ama o zamanlar için düşünelim, Sadrazam Tevfik Paşa’nın kızı gelen mektuba buluşma talebiyle karşılık veriyor, büyük olay.

“Kızım”

Kızım Amerika’da yaşıyor. Onun yapısı da anne babamın hikayesine benziyor, cilt kanserleri üzerine çalışmak istedi, başardı ve istekle yol alıyor, çalışmalarını sürdürüyor.

05.jpg


Geçmişten günümüze Beyoğlu

İnsan ilişkilerinin psikolojik olarak Anadolu topraklarında nasıl geliştiğine ve yaşanmışlığına bir örnek vermek isterim. Benim ana meslek dallarımdan bir tanesi prehistorya, bugüne kadar bu konuda 9 kitabım, araştırmalarım keşiflerim var. Bunlardan biri Van’ın güneyinde Tirşin Yaylası. Avusturyalı bir gurupla gittik. Siyah kıl çadırlarda yaşayan bir klan var orada adına zoma deniyor. Biz de onlardan biraz uzakta kampımızı kurduk. Günlerce kaldık ve normalde her işimizi kendimizin görmesi gerekiyor. Her ne hikmetse beraber gittiğimiz ekip asla bulaşık yıkamıyor, yemek yapmıyorlar. Haliyle iş başa düştü. Gocunmam ama her şey bizzat bana kaldı. Yakınımızda zoma var ve oradan sabahları lengerle süt, peynir geliyor. Biz de ihtiyacı olana ağrı kesici aspirin falan veriyoruz. Dönmek için katırları çağırdık eşyaları yüklüyoruz, o sırada zomanın başındaki kişi bizi yolculamaya geldi yanında da bir kadın getirdi. Adam bana dedi ki Zeynep Bacı sizin için geldi… Beni uzaktan görmüş, her işi benim yaptığımı görüp çok üzülmüş, onun da eşi ölmüş ve benim kumam olmak istiyormuş. “Atının yularını tutarım, silahını taşırım, aşını yaparım, avradın olurum” diyor. Bugün gibi hatırlıyorum o anı. Hem elimden bir şey gelsin istiyorum hem mümkün değil. Bir kadına hayır nasıl denir? Kendi yaşadığım dünya ile onun dünyası arasındaki farkı anlatmaya çalıştım ve kendisine hayır demek zorunda olduğumu söyledim. Cebinden mandala işlenmiş bir mendil çıkardı. Sana bu yardım edecek dedi ve bana verdi. Mandala, Orta Asya’dan beri kullanılan insanlık tarihinde insanların birleşip büyümeleri için çok önemli bir sembol. Beyoğlu’nda da çok mandala vardır. Sent Antuan Kilisesi; kapının önüne gel başını kaldır inanılmaz bir mandala vardır mesela. Bu anıyı neden mi anlattım; çünkü Beyoğlu bu kültürlerin üzerinde yaşayan bir yerdir. Mandalanın kendisidir.

ersin%20alok%20foto.jpg


Kilis’te bir sinagog buldum

Türkiye’de ilk defa yapılan “Anadolu Sinagogları” adlı kitabım var. Her şey bir hikaye aslında. Gaziantep’te yıkık bir sinagogdaydım. Bahçede fotoğraf çektiğimi gören biri yanıma geldi sonradan öğrendim ki gizli museviymiş. Benim kitap projemi duyunca beni Kilis’e yönlendirdi. Gittim Kilis’e ama elimde tarif yok. Kimse bilmiyor ama ihtimal olarak yıkık bir yer tarif ettiler bana araç girmeyen dar bir sokakta. Hava çok sıcak, kapısı kilitli, içeriyi görmeye çalışırken arkamdan biri yaklaştı ve akşam oluyor karanlıkta fotoğraf çekemezsin, Kilis’te kalacak yer de yok dedi ve ısrarla beni evine davet etti. Hamursuz ikramlarda bulundu. Ertesi gün kapının anahtarını buldu ve beni o harabe haldeki sinagoga soktu. 4 tane kitabe buldum orada, eski İbranice ile yazılmış. Aradan 5 yıl geçti ve Kilis’teki o Sinagog restorasyona girdi. Kitabelerin değeri yüzünden İsrail’in de maddi destekte bulunduğunu tahmin ediyorum. O Sinagogun 4 sene önce açılışı yapıldı, beni de davet ettiler. İşte Türkiye böyle bir yer.

Editörün notu: Sohbetimiz sona yaklaşırken, İsak Nino Bey uzay anıların diyor Ersin Alok’a. Öyle ya dünyada deklanşör basmadığı yer kalmamış, zirvelere tırmanmış, diplere dalmış birinden bahsediyoruz. Uzay tecrübesi de olmuş olabilir mi? Evet olmuş. Hem de bakın nasıl…

Uzayda dolaşan Alok imzalı 3 fotoğraf

Kışın Beyoğlu’nda yaşar yazları Erenköy’de geçirirdik. Yazlıkta komşu köşkte Hakkı Ögelman diye çok yakın bir arkadaşım vardı. Hakkı kolejden mezun olunca Astrofizik okumak için Amerika’ya gitti. Çalışmalarıyla Nasa’da işe girdi. Nasa’da pek çok projeye imza attı ve önemli bir mevkiye yükseldi. O kadar kıymetli biriydi ki, Hubble Uzay Teleskobu’nun dizaynını çizdi. O zamanlar teleks var, Hakkı’dan bir yazı geldi, benden 100 tane fotoğraf istiyor. Türkiye’den ve dünyadan beğendiğim fotoğrafları acilen göndermemi istiyor. Dia kullanıyoruz o zamanlar, seçtik paketledik yolladık. 1 sene sonra Hakkı’dan yanıt geldi; beni tebrik ediyor ve 3 fotoğrafımın uzaya gönderilmek üzere seçildiğini haber veriyor. Uzaya devlet başkanlarının konuşmaları ve dünyadan 100 adet fotoğraf yolladılar. Kapsülü sürekli yayın yapar şekilde sonsuzluğa attılar, yayınladığı şey ise “H2O” yani SU. Anlayan, duyan olursa bu kapsülü indirip dünyaya dair fikir edinebilir, tanıyabilir. O kapsülde; Asos’ta su altında, Harran ve Tibet’te çektiğim fotoğraflar var.



Editörün notu:

*Keşiflerini konuşurken bir konuya değindiği kitabından söz ediyor, 228. Sayfasında yer alıyor bu konu! 1,5,10 değil tam 68 kitabı var Sn. Ersin Alok’un ve evet o konuya 228. sayfadan ulaşabiliyorum!

Kıymetli yazarımız İsak Nino Debehar vesilesiyle tanışma imkanı yakaladığımız Sayın Ersin Alok dopdolu geçen bir sohbetin ardından ayrılıyor Muhalif binasından… Kendisine hayran bırakarak ve sohbetin tadı damağımızda kalarak...

Kaynak : https://www.muhalif.com.tr/haber/fotografin-duayeni-ersin-alok-ile-muhalife-ozel-34088
 
Üst